|
Kültür Patlangaçları
Dünyanın hergün hatta her an değiştiği gerçeği hepimizce malum. Üstelik, son yıllarda yaşadığımız değişimlerin bazıları o kadar ani bir şekilde hatta bir gecede oldu ve o kadar fazla kişiyi aynı anda etkiledi ki, hepimizi birbirimize bağlayan o görünmez iletişim bağlarından kaçacak yerimiz olmadığını böylelikle anlamış olduk. Alışkanlıklarımız, beğenilerimiz, ilgilerimiz o kadar hızlı değişiyor ve değiştiriliyor ki, bugün tükettiğimizi yarın tüketmez hatta aldığımıza bin pişman oluyoruz. Bu kulağa, daha çok pazarlamacıların ve iletişimcilerin ilgilenmesi gereken bir konu gibi gelse de, asıl hepimizi, yani tüketicileri çok yakından ilgilendiriyor. Eğer siz de benim gibi, aklınıza nasıl yön verdiğine şaştığınız tüketim döngülerini anlamak ve nereden saldıracaklarını önceden görmek istiyorsanız, mutlaka bu değişimleri yakın takip etmeli ve iyi okumalısınız.
Bundan böyle, Lacivert’in bu köşesinde, bence alarm veren ya da dikkate değen, mutlaka üzerinde düşünülmesi gereken, akıllıca olduğunu düşündüğüm, zihninizi açar diye umduğum belki zamanından erken haber verdiğim belki yazmakta çok geç kaldığım değişimleri, değişimlerin habercilerini, trend denen şeyleri, farklı kültürlerin içinden mantar gibi biten her türlü yeniliği, size ilham versin, sizi biraz merak ettirsin diyerek yazıyor olacağım. Bu köşeye bir ad vermek gerekirse, Kültür Patlangaçları diyebiliriz. Bunları nereden bulduğum sorusuna gelince, bana kadar ulaşan bu görünmez iletişim bağları sağolsun, enteresan birşey gördüm mü sizin için hemen çalıyor ve üzerine bol bol kendi fikirlerimi katıyor olacağım. Bu tabi sadece bana verilmiş bir hak değil; bu köşe sizlerin de benzer egzersizlerine her zaman açık... Bu başlık altında önümüzdeki ay sizlerden birinin yazısını da severek yayınlayabiliriz.
Bu girizgahtan sonra, bu haftaki patlangacımıza geçebiliriz. Size önümüzdeki üç hafta boyunca “A Greater God” isimli –ismi son hafta konuşalım :)- bir şemanın, bir nevi eskiyle yeninin bir karşılaştırmasının, tek tek ne demek olduğuna değinerek üç ayrı bölümünü anlatacağım. Aslında bu şemayı yapan kişi, bizim son zamanlarda toplumsal olarak çok eğlenerek yaptığımız ve iyi iş çıkardığımız 80’lerde çocuk olmak analizinin bir benzerini, ama bunu birkaç adım öteye taşıyarak gerçekleştirmiş: bugünle kıyaslamış ve yakın gelecekte genel olarak bunların neye delalet olduğuna dair bir tahmine varmış. Sağ taraf eskiyenler, sol taraf yükselen değerler, önümüzdeki haftalarda okuyacaklarımız ise, gidişatın deşifre edilmiş hali... Hemen inceleyelim...
Cronkite, yani Walter Leland Cronkite, 1916 doğumlu, Amerika’da zamanının en ünlü haber spikeri. Ancak, ünlü derken bugün anladığımız şekilde şöhretli olmakla karıştırmayalım, zira onun şöhreti onun için “Amerika’nın en güvenilir adamı” denilecek kadar ağır, şakasız ve saygın. Evet, zamanının gece haberleri kahramanı, Amerika Devlet Başkanı adaylarının bile ondan çekindiği rivayet edilen, ciddi haberciliğin ciddi yüzü, otorite sahibi, sadece gerçekleri aktaran ve kitlelerin inançla bağlandığı Cronkite; bu şemaya göre resmen eskidi. Bu sembolik anlatımda, Cronkite’ın ünüyle yarışacak, artık onun yerine kitleleri peşinden sürükleyecek kim var artık dersiniz: Stephen Tyrone Colbert... Colbert, The Daily Show’un, satirleriyle ünlü (The Colbert Report), politikadan esprili bir dille bahseden, ama asıl mesleği oyunculuk, yazarlık ve hatta komedyenlik olan günümüzün Emmy ödüllü habercisi. Onun haberciliği Cronkite’inki gibi öz ve sade bulgulara değil, kişiliklere dayanıyor. Üstelik, belki bazılarınız hatırlayacaktır, hiç bilmeyenlerimiz Youtube’dan kolaylıkla bulabilir, kendisi White House Correspondents Association yemeğine, gecenin resmi eğlendiricisi olarak katıldı ve hiç de sözünü sakınmadı! Belki Cronkite için bilim adamı, Colbert için psikolog benzetmesi yapabiliriz. Haberleri salt gerçekler halinde dinlemekten ne zaman komedi halinde ya da komedyenden dinlemeye geçtik derseniz, bir küçük hatırlatma da ülkemizden verebiliriz: Geçen sene Okan Bayülgen Haber Makinesi isimli bir program yapmaya başladı, Beyaz aynı hızla Kadir Çöpdemir ile birlikte benzer bir programa imza attı. Bunların öncesinde Kadir Çöpdemir, tüm şirinliğiyle halkın nabzını tutuyordu... Yani gururla diyebiliriz ki, ülkemiz de benzer bir trendin yakın takipçisi...
Listeyi aşağıya doğru hızlıca takip edersek, Superbowl ve American Idol karşılaştırmasını göreceğiz. Her ne kadar bu aralar herkes Superbowl’dan bahsediyor olsa da, değişimin asıl habercisi American Idol isimli yarışma programı! Söylenene göre, American Idol yarışmasında şu ana kadar oy kullanan Amerika vatandaşlarının sayısı, bugüne kadarki herhangi bir seçimde oy kullanan Amerikalılardan kat kat fazla. Bu değişim, rüzgarlarını ülkemizde de estiriyor. Geçtiğimiz son 2 senede, toplam kaç tane Popstar, Dans Eder Misin, Oynar Mısın, Göbek Atar Mısın benzeri yarışma izledik dersiniz? Lig maçlarıyla bir rating kıyaslaması yapılmıştır elbet. Araştırmalara dönüp bir sonuç çıkarmama gerek yok aslında, Gelinim Olur Musun yarışmasının finalinde, Türkiye televizyonculuk tarihinde bir rating rekoru kırılmıştı; çünkü orada da bir Idol olmasa da bir Turkish Phenomenon durumu vardı...
Devam ediyorum... Gece showları her ne kadar hala çok önemli olsa da, Saturday Night Live zamanlarındaki gibi şaaşalı dönemlerini geride bıraktı. İnsanlar en az eskisi kadar ve hatta çok daha fazla çalışmalarına ve günlerinin çoğunu işte geçirmelerine rağmen, akşam haberlere kadar taşınan televizyon olaylarının çoğu gündüz showlarında cereyan etmeye başladı. Bu şemanın devamına baktığımızda televizyon ve gazetenin artık eskisi kadar rağbet görmediği tespitine rastlıyoruz. Yanında yazana bakıldığında ve biraz da global düşünüldüğünde, TiVO isimli buluşun da Amerika’yı etkisi altına aldığı göz önünde bulundurulduğunda; tüketicinin talebi doğrultusunda gerçekleşen ve tüketicinin istediği kadar medya tükettiği ve tüketirken sosyalleştiği yeni medya alışkanlıkları, gerçekten de klasik medya tüketiminin yerini almak üzere. Podcasts ile istediğiniz an istediğiniz yerden haber alabiliyorsunuz, TiVo ile kaçırdığınız programları üstelik reklamsız olarak akşam eve dönünce izleyebiliyorsunuz, ülkemizde de Digitürk’ün öncülük ettiği kişiye özel televizyonculukla, sadece izleyeceğiniz kanalları satın alabiliyorsunuz, ve bu liste böyle uzayıp gidiyor.
Bu yukarıda bahsettiğim kıyaslamalar, büyüklerimizin yaptığı “ah o eski bayramlar” sohbetinin bir uzantısı değildir, yanlış anlamayın. Bunlar bizim sebep olduğumuz, ya da bizim talebimizle böyle şekillenen değişimler. Üstelik, hepsi, kendi kategorisinde olumlu yönde gelişmeler. Haber alma özgürlüğünden, eleştirel olma özgürlüğüne ve hatta o eleştirilere gülme, gülemiyorsak bir sorun vardır deme mertebesine yükseldik. Bunun bizi yabancılaştırması, gerçeklerden koparması ve duyarsızlaştırması durumları her daim baki. O başka bir yazının konusu olsun. Ancak, şu bir gerçek ki, bize artık suyu
2008 itibariyle hatırlamayacağız. Zaten çok da önemsemeyeceğiz, çünkü biz seçtiğimiz kanallarda, seçtiğimiz programları seyrediyor olacağız. 1984 senesinden beri devam eden ve en pahalıya satılan reklam mecrası olmakla ünlü Superbowl’un sahip olduğu ömre American Idol ya da bir benzeri sahip olamayacak. Çünkü o format da, üstelik çok daha hızlı bir şekilde eskiyecek ve yerine mutlaka bir yenisi konulacak. Ama en büyük trend ne, Time dergisi konuya 2007’ye girerken adını koydu. Burada adını anmadığım pek çok, bireye yatırım yapan, kişisel eğlenceyi öne çıkaran, şöhret olmayı çabuklaştıran, hayatı kolay hale getiren, insanları toplu olarak değil, birer birer birbirine bağlayan bu görünmez iletişim bağlarının her birini temsil eden pek çok yeni icat, yani bloglar, yani MySpace, yani Youtube, yani Second Life, yani Podcasts, yani TiVO, takipçisi olun yakında yayında olacak Joost, etc etc etc sayesinde, The Person of the Year is YOU!
Çok hızlı bir bitiriş oldu. Önümüzdeki ay kaldığımız yerden aynı hararetle...
Bana yazmak isterseniz kula.omur@gmail.com
Ömür Kula (ECON’03) |
|
Şubat 07 |
|
çıkarılmış gibi gelen formatlar ve sözünü sakınmayan, televizyonun zeka sahibi yeni fikir liderleri sayesinde, aklımızdan geçmesine rağmen hiçbirimizin söylemeye cesaret edemediği sözler artık sır değil. Üstelik bazı showmenlerimiz, sadece politkacıların beceriksizliklerini yüzlerine vurmakla kalmadı, ne dediğimizi bilemediğimiz, bir türlü diyemediğimiz için, tüm ezikliğimizi ve cahilliğimizi her fırsatta yüzümüze vurarak, bizi de tokatladı. American Idol benzeri televizyon programlarının ekranı işgali de rahatsız edici bir gelişme değil. Nasıl ki haber verenler kişilikler üzerine oynuyorsa, artık her türlü şöhret de, en hızlı bir şekilde sahne kostümü değil, insan bedeni değiştiriyor. Bayhan yok, Ajdar var. Nez yok, Tuba Ekinci var. 2005’in ünlüleriyle, 2006’nın ünlüleri aynı insanlar değildi. 2007’ye damgasını vuracak olan isimleri ise belki henüz tanımıyoruz ve hatta belki |